Pazartesi, Ocak 21, 2008

Yavru kedi


Yalvarıyor,yakarıyor kapıyı açtırmak için.Oradan
görüyör içeride sobanın yandığını ve de yemek yendiğini

Biraz sonra içeri girdiğinde, sobanın yanında yatacak,
sağına,soluna dönecek,ayaklarını şöyle bir keyifle gerdirecek.

Ardından karnını doyuracak. El,ayak,yüz temizliği. Ve uyku anı.
Bu yaramaz, minik bir kız. O camdan yavruları ile birlikte
bakacak.
Posted by Picasa

Cuma, Ocak 18, 2008

Neler oluyor hayatta

Bir araba, içinde beş kişi, direksiyonda orta boylu, mavi gözlü sarışın bir sürücü. İstikamet Ereğli'den Eskişehir' e. O direksiyona yakışıyor, direksiyon da ona. Heyecan yok, telaş yok. Yeme içmeye de meraklı. Ama en çok keyif aldığı da sarma sigarası. Her zaman sarma sigarayı keyifle içer ama direksiyon sallarken bir başka. Muhabbeti sever, anlatımı harikadır, arada attığı kahkahalar da ona özel.

Düzce, sonra Hendek ve Adapazarı ardından Pamukova da mola. Buraya kadar bir çırpıda bitmişti sanki yol. Pamukova'nın sıcağı da bir güzel ,havası da. Düzce ve Adapazarı'ndan farklı. Herhalde onun için meyve ve sebze üretimi çok. Osmaneli' ne kadar durum aynı. Orada da karpuz festivali vardı. Bilecik, Bozüyük ve Eskişehir.

Eskişehir'e gidilir de kaplıcaya gidilmez mi.? Sarışın çocuk çok beğendi, suyundan avuç avuç içti. Abi, öyle yazıyor tabelada,bir çok hastalığa iyi geliyormuş bu su, bir pet şişeye doldurup eve getireceğim, dedi. Sonra anladım ki, eşi içinmiş, oda içsin şifa niyetine diye. İnşallah şifa bulmuştur.

Yaz tatili bitmişti, sarışın çocuk ailesiyle Hollanda'ya döndü. Yıllardır oralarda ekmek parası peşinde koşuyordu. Yaz tatilinde ver elini memleket, memleket havası koklamak bir başka , yemeği bir başka, ekmeği bir başka, vücudu orada olupta ruhu burada olmak bir başka. Sarışın Çocuk duydum ki, bir hastalık geçirmişsin. O kadar neşeliydin ki, açıkçası konduramadık hastalığı sana.

Kendine iyi bak, önümüz yaz, yine direksiyonda olacaksın, yine yola çıkacağız, o termalin suyunu hatırlıyorsun değil mi?

İşte, içimizden birisi. İsim mi, isme hiç gerek yok. Benim kardeşim olur, sizin kardeşiniz, anneniz, babanız, komşunuz olur.

Pazartesi, Ocak 14, 2008

Kdz.ereğli'den Mevrealtına kısa bir yolculuk

Bu gün saat 16 civarında,mevrealtına gitmek için ,meydanbaşı, potbaşı, gülüç,tersaneler, mevrealtı hattında çalışan halk otobüsünü bindim. Yoğun trafikte ilerlerken, sorunun nasıl çözülebileceği hakkında düşünmeye başladım. Görevliler de, park yasağına uymayan araçları çekicilerle kaldırmaya uğraşıyor ama, hangisinle uğraşsınlar.

Devrek yol ayrımına kadar,meydanbaşı güzergahının,trafik yükünün azaltılamıyacağı kanaatine varıyorum. Tek yön uygulamasının bu cadde için bir seçenek olması çok zor.Devrek yol ayrımı bile belli saatlerde tıkanıyor.Ama orada çözüm daha kolay.

Erdemir sevkiyat kapısı.Evet ,yoğun kamyon trafiği de buranın derdi,Her iki yöne park etmiş kamyonlar, trafik için büyük sorun. Gülüçten Çengel burnuna kadar yol oldukça bozuk. Araçlar ilerlemekte zorluk çekiyor bazen de bu nedenle şerit ihlali yapıyor.

Madenci tersanesinden itibaren, tersanelerin sonuna kadar, planlama hatası yapıldığını düşünüyorum.Mevcut karayolu zaten dar,tersanelerde yolun kenarında.Servis araçları her iki yöne park etmiş. Çalışanların araçlarıda orada. Düşünün bir de vardiya değişimi yapılıyor. Yolun iki tarafı, işten çıkanla,işe gelenle dolu. Adeta can pazarı.

Yolla,tersane binaları arasında otopark alanları yapılsa, oraları planına uygun yeşillendirilse, sonra da çalışma alanlarına geçilse fena mı olurdu?. Yol üzerinde de bu karmaşa yaşanmazdı. Karayolları oralarda nasıl yol genişlemesi yapacak acaba?

Derken, karşınıza mevrealtı sahili çıkıyor.Ufkunuz açılıyor birden, denizin mavisi de ne kadar da güzelmiş diyorsunuz .Derin derin nefes alıyorsunuz. Anlıyorsunuz ki, Mevrealtının korunması gerekiyor.Kaybedilen çevrenin geri getirilmesi de imkansız.Şunu diyoruz ki, mevrealtına yakışan denizi,kumu ve ormanıdır, tersane yada başkası değil.

Cumartesi, Ocak 12, 2008

Kdz.Ereğli'de bir marka Haydar Usta-Özen Koltuk döşeme

Evet o bir marka olmuş Kdz.Ereğli'de. 40 yıllık usta ve 33 yıldır,yani 1975 yılından itibaren de Ticaret Odasına kayıtlı.

Yaptığı iş el emeği göz nuru. Hani, şuradan ver üç tane,beş tane tarzından değil. Üç taneyi , 3 takım koltuk olarak düşünürsek, 15-16 gün gibi bir zamana ihtiyaç var.

Dükkanına tamir için giren iş, onun malı olmuştur artık teslime kadar.Nereler elden geçirilecek, kumaş nasıl kesilecek, kumaş deseni ne tarafa bakacak,oturma arka ve kollarda desen veya çiçeklerin uyumu nasıl olacak gibi.

Bu kadar yıl içinde, hiç bir müşteri, istediğim gibi olmamış, beğenmedim
dememiştir.Çünkü, dükkanda, işin dört dörtlük çıkması için çaba sarf edilir.Yapılan işte, yazılı olmayan bir de garanti vardır sanki. 10-15 bazen de 20 yılda tekrardan geri gelirler tamire.İş, teslim edildikten sonra bile övünç kaynağıdır Haydar Usta için.

Sıkıntılar mı ? Küçük esnafın sıkıntısı ne ise, Haydar Usta da onlarla boğuşuyor.Bir tarafta oda aidatları, muhasebeci ücretleri, diğer tarafta muhtelif vergiler,Bu gibi sanaatkarlar azaldı artık.Yenisi de yetişmiyor. Sanaatkarların bir şekilde korunması gerekiyor.Nasıl mı? Onu da Maliye bulacak.Onları, muhtelif kıskaçlardan kurtararak. Mesela, ustalık belgesi olana bir indirim gibi...

Evet,bahsettiğim usta,kardeşimdir. Yaptığı iş el emeği göz nuru. Bu şekilde yapılan işler,seri üretimlerden daha üstedir. Çünkü çıkarılan işte, ustanın beceri ve zekasın bulursunuz.

Cuma, Ocak 11, 2008

mevrealtı köprü giriş ve çıkışında karayollar çalıştı

mevrealtı köprüsü.Bence bu köprü de anılmaya değer.Evet burada bugün saat 13 civarında, karayolları yol çalışması yaptı.

Nasıl bir çalışmaydı ?.

Greyderle asfalt serilip, üzrerinde silindir gezdirilip, bozulan zemin düzeltiliyormuydu?

köprüye giriş ve çıkışlar huni misali, geniş yoldan ,birden dar yola girecek araçlar için yol çizgileri ve işaretleri elden mi geçiriliyor.?Köprü korkuluklarına saplanmaları önleyecek tedbirler mi alınıyordu? Korkuluklar da değişe değişe bir hal oldu.

Köprüye 120 km hızla giren araçların, hızlarının düşürülmesi için fiziki tedbirler mi alınıyordu?...Birkaç kürek malzeme o kadar.Evet,çalışıldı.

Perşembe, Ocak 10, 2008

Bugün 10 ocak 2008, saat 11,
kurban bayramı gelsin diye bekledik,ardından yılbaşını.Misafirlerimizi ağırladık,hoş sohbetler yaptık,uzaktan gelenlerle hasret giderdik.

Şimdi baharın gelişini bekliyoruz.Hava yavaş yavaş ısınacak. Önce erikler çiçek açacak,ardından diğerleri.Eriklerin çiçek açmasını çok önemseriz de diğerlerinin pek farkında bile olmayız.Aslında hepsi birer tablo gibi gelip geçerler gözümüzün önünden.

Takvime bakıyoruz.Ne güzel, günler de uzamaya başlamış birer ikişer dakika.İşte bu dakikaların ardı ardına birikmesiyle havalar ısınacak,çiçekler açacak,meyveler olgunlaşacak,denize girilecek...

Ne kadardı 15 günde veya bir ayda gün uzaması acaba.Mesela 1 ocaktan başlarsak: 1-1-1-1-1-1-1-1-1-1-1-2-1-1-2 15 ocak dahil 17 dakika,
sonra 1-1-2-2-2-1-2-2-2-2-2-2-1-3-2-2 31 ocak dahil 29 dakika

yani 31 günde 46 dakika. İşte böyle.Bu dakikalar birikecek ve açan çiçekleri koklayacağız.